Ahıska Türklerinin Hukuki ve Sosyal Sorunları

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

USGAM Kafkasya Analisti Elşan İzzetgil “Uluslararası Ahıskalı Türklerin Hukuki ve Sosyal Sorunları Sempozyumu”nu takip etti ve bir değerlendirme yazısı yazdı. Bu sempozyumda Ahıska Türklerinin Hukuki ve Sosyal sorunları ele alındı. USGAM’ın yapmış olduğu analizler ise Dış Politik tarihimizi anlamamız için etkili olmaya devam ediyor.

Haberimizin başındaki metin Sempozyum’a, altta kalan kısımda ise Analist’in analizleri yer alıyor.

14 – 15 Nisan tarihlerinde Karadeniz’in incisi, fındığın memleketi Giresun’da Giresun Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi- Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama Merkezi ortaklığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının desteği ile “Uluslararası Ahıskalı Türklerin Hukuki ve Sosyal Sorunları Sempozyumu” gerçekleştirilmiştir.

Ahıska konusunda ilk defa uluslararası nitelikte bir sempozyum yapılmış olması dolayısıyla bir ilk olarak kabul edilmiştir. Karadeniz ve Kafkas müziği ve dansı eşliğinde coşturan, Ahıska belgeseli sayesinde düşündüren, hem hüzünlü hem coşkulu bir atmosferle yapılan açılış töreni, TBMM Başkanı ve Başbakan’ın mesajları, Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Aygün Attar, Giresun Valisi Hasan Karaman ve İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdurrahman Haçkalı’nın temenni, beklenti ve yönlendirme içeren açıklamaları ile ciddi bir havaya bürünmüştür.

Dolu-dolu geçen iki günde, açılış ve kapanış oturumlarının dışında iki salonda beşer oturum gerçekleştirilmiş, 20’si yurt dışından olmak üzere 50 akademisyen bildiri sunmuştur. Herkesin ortak noktası, ev sahibi üniversite Rektörü Prof. Dr. Aygün Attar, Organize Komitesi Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Haçkalı, KARASAM Müdürü Doç. Dr. Yalçın Sarıkaya ve kendisi de bir Ahıskalı olan üniversitenin akademisyenlerinden Yard. Doç. Dr. Rasim Bayraktar’ın noksansız bir iş çıkartmış oldukları, bu sempozyumla Ahıska Türklerine çok büyük hizmette bulunmuş oldukları ve kendilerine teşekkürün kifayetsiz kalacağı noktasında olmuştur. Kendilerine hem Ahıska Türkleri hem de şahsım adına minnet duygularımı ifade ettiğimi belirtmeliyim, teşekkürler.

Bununla birlikte sempozyumda gözlerimizin aradığı önemli bir eksiklik gördüğümüzü de belirtmemiz gerekmektedir. Ahıska Türklerinin çatı kuruluşu olan Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) Başkanı Ziyeddin Kassanov’un davetli olduğu halde katılmamış olması, bununla birlikte DATÜB Başkan Vekilinin ilk oturumda bildirisini sunduktan sonra sade bir akademisyen gibi sempozyumu terk etmiş olması büyük bir eksiklik ve olumsuz değerlendireceğimiz genel izlenim olmuştur.

Prof. Dr. Abdurrahman Haçkalı açılış konuşmasında, Ahıska sorununun Rusların bölgeye girmesiyle başladığı, 1944’de zirveye ulaşmış olduğu ve bugün de devam etmekte olduğunu belirtmiştir. Onun belirttiğine göre, Gürcistan Ahıska Türklerinin geri dönüşü konusunda üzerine düşen yeteri özveriyi göstermemiştir. Onun değerlendirmesine göre bu sempozyum temel insan haklarına hizmet edecektir.

Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aygün Attar konuşmasında, 1828’de Rus Çarlığının Ahıska kalesini işgali sırasında 40 bin kurban verilmiş olduğunu, bu rakamın saha açısından en küçük alanda en fazla kurban niteliği taşıdığını, o zaman Ahıska Türklerinin vatanlarını korumak için son damla kanlarına kadar direnmiş, kahraman bir şekilde hayatlarını feda etmiş olduklarından bahsetmiştir. Birçok kez göçe, zulme ve katliama maruz kalan Ahıska Türkleri için bir katliam’da Hocalı’da yaşanmıştır. Attar, 26 Şubat 1992’de Hocalı katliamında ölenlerin bir kısmının yine Ahıska Türkü olduğunu belirtmiştir. Attar, bu toplumun durumunun uluslararası ilgiyi hak etmekte olduğunu ifade ederek konunun uluslararası hukuk haline getirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bununla birlikte Attar, Ahıska Türklerinin gittikleri yerlere ekonomik getiri yapmakta olduğunu ve Ahıska’ya dönmeleri halinde Gürcistan’a ekonomik anlamda büyük kazanç olacaklarını dile getirmiş, diğer taraftan Amerika’ya önemli miktarda Ahıskalı’nın göç etmiş olduğunu onları orada bilgiyle temin etmek gerektiğini, bu sempozyumun bu açıdan önemli misyonunun olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca Attar,  Vali’ye dönerek Javakhetya konusunda uyanık olunması gerektiğini söyleyerek önemli uyarıda bulunmuştur. Attar, cümlelerini kesinlikle yalnız değilsiniz diyerek Ahıskalıların arkasında olduğunu belirterek konuşmasını taçlandırmıştır.

Ahıska Türklerine yabancı olmayan kendiside bir Şavşatlı olan Giresun Valisi Hasan Karahan, Al kapıda sat kapıda işin yoksa yat kapıda diyen Ahıskalılar için bunca sürgünün büyük acılara sebep olmuş olduğunu dile getirerek bu acıları paylaştığını belirtmiştir.

Yard. Doç. Dr. Levent Küçük,1877-1917 yıllarında nüfus hareketlerini konu alan bildirisinde Rusların bölgeyi işgalinden sonra birkaç kez Anadolu’ya toplu göçler olduğunu, bunların Ahıska’nın demografik yapısını olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Küçük, Rusların bölgeyi işgali sırasında demir ağlarla örerek ipek yolunu baypas etmeye çalıştığını ileri sürmüştür. Dr. Seyfeddin Buntürk, Malazgirt savaşından 1500 yıl önce bölgede Türklerin var olduğundan söz etmiş, Rusların yayılmaya başlamalarından sonra 7 defa toplu göç olduğunu bildirmiştir.

1920’de Ahıska, Aspinza, Bogdonovka, Adigön bölgelerinin nüfusunun  %65’den %90’a kadar Türk olduğunu bildirdikten sonra Stalin’in “siz Orta Asya’dan geldiniz oraya gitmelisiniz” cümlesini hatırlatarak Ahıska Türklerini sistemli şekilde bölgeden temizlemeye çalıştıklarını ileri sürmüştür.

Prof. Dr. İlyas Doğan konuşmasında, kimliğe yönelik tartışmanın anlamsız olduğu, etnik aidiyetin tartışılmasının geri dönüş sürecini sekteye uğratmak amacı taşıdığını ileri sürmüştür. İnsan hakları açısından konuyu ele alan Doğan, Rusya Federasyonunda haymatlos statüsünde olan Ahıska Türklerinin varlığını dile getirmiş, Rus devletinin Fergana olayını tezgahlamış olmasına rağmen bu ülkeye göç ettirilmiş insanlara vatandaşlık verilmemiş olduğunu belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesi ayrımcılık yapmama yükümlülüğü getirmekte olduğunu dolayısıyla teorik olarak konunun Avrupa İnsan Hakları mahkemesine götürülebileceği fakat bu tür müracaatlara devlet baskısı yapılmakta olduğunu anlatmıştır.

Diğer taraftan ev satın almış fakat tapusunu alamamış insanların var olduğundan, fiili zorlukların mevcudiyetinden bahsetmiştir. Çocuk hakları ve inanç özgürlüğü dolayısıyla çocukların hangi dini eğitimi alacağını ebeveynlerin karar vermesi gerektiğini bildiren Doğan, Gürcistan’da halkın Hıristiyanlaştırılmakta olduğunu, yine bu durumunda devlet baskısından dolayı AHİM’e götürülemediğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan geri dönüş konusunda “dağ fare doğurmuştur” diyerek Gürcistan’ın tutumunu eleştirmiştir.  Bu zaman kadar 1700’e yakın kişiye “geri dönüşçü statüsü” verilmiş olduğunu ve yalnızca 2 kişiye vatandaşlık verilmiş olduğunu açıkladıktan sonra Avrupa Konseyinde Gürcistan’ın gerekeni yapmış gözükmekte olduğundan bahsetmiştir.

Prof.Dr. Zakir Avşar, 3835 sayılı iskan kanunu üzerine konuşmuş, bu kanunun işletilmediği, zamanında planlanan iskanlı göçler yapılmadığını dile getirmiştir. Fergana olayının sıcaklığını kaybetmiş ve Azerbaycan’ın göçmenleri kabul etmiş olması dolayısıyla bu planlanan göçlerin yapılmamış olabileceğini ileri sürmüştür.

Avşar, güçlü bir yeni düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, bununla birlikte en son geçici maddeyle işletilen kanunun 3 ay gibi kısa süreyi içermesi dolayısıyla çok kısa zamanı ihtiva etmiş olduğunu, yeniden bir düzenleme yapılarak daha uzun zamanda müracaat yapma imkanı verilmesi gerektiği konusu üzerinde durmuştur.

Fatma Çoban, Ortodoks inanç Gürcü kimliğinin oluşmasında önemli etken olmuştur demiştir. Tarihte olduğu gibi bugünde kilise- devlet ilişkisinin önemli olduğunu, Gürcistan’ın heterojen dini yapısı dolayısıyla da etnik çatışmalar meydana gelmiş ve gelmeye devam ettiğini bildirmiştir. Halis Gözpınar’da bölgedeki Gürü-Ermeni algısından bahsetmiş, Javaheti Ermenilerinin Ahıska Türkleri geldiğinde çatışma çıkacağı düşüncesinde olduklarından, eski mülklerinde hak iddia edecekleri konusunda endişeleri olduğundan söz etmiştir.

Bununla birlikte etnik Gürcü nüfusunun her geçen gün azalmakta olması dolayısıyla yönetimin bir başka etnisitenin ülkeye gelmesini istemediklerini anlatmıştır. Diğer taraftan kendi imkanlarıyla göç etmiş Ahıska Türklerinin beklenenden çok -çok daha fazla entegre olabildiklerini ileri sürmüştür.

Dr. Olena Malynovska, Ukrayna’daki Ahıska Türklerinin durumundan bahsetmiş, onların ülkenin 9 farklı bölgesinde dağınık yaşadıklarından söz etmiştir. O, Ahıskalıların çalışkan olduklarından ve geldiklerinde durumları iyi olmamasına rağmen bugün yerli halkla aynı ekonomik durumda yaşadıklarından bahsetmiştir. Çocuklarını okutabildikleri, pasaport sorunlarının olmadığını ileri sürmüş ve Ahıska sorunu konusunda hakların iadesinin önemli olduğunu düşündüğünü dile getirmiştir.

Moskova Helsinki Grubu temsilcisi Vadim Karastelev’in konuşmalarında Krosnodar merkezli Rusya’daki Ahıska Türklerinin sorunlarını anlatmıştır. Vadim, Krasnodar’daki Kozakların olumsuz tutumu olduğundan bahsetmiş, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in bölge yönetiminin Ahıska Türkleri konusundaki tutumunu desteklediğini belirtmiştir. Vadim, örgüt olarak 11.000 kişinin ABD’ye göçünü sağladıklarını ve tekrar göç programının açılması için mücadele verdikleri anlatmıştır. Bunun için Amerika’da 40 senatörden imza toplanmış olduğunu, sürecin devam ettiğini, mümkün olursa Kabardin Balkar, Rostov gibi yerlerden 10. 000 kişinin göç ettirileceğini ileri sürmüştür.

Vadim, Kuzey Kafkasya bölgesinde elinde Sovyet pasaportu bulundurduğu için içeri atılan insanlar olduğunu, bu durumun Rusya genelinde 1000 kişiyi geçtiğini anlatmıştır. Kendisinin bile Türkiye’ye gelirken sorgulandığından bahseden Vadim, dinlenerek izlenerek yaşadıklarını saklamadığını belirtmiştir.

Geçenlerde Kabardin Balkar bölgesinde Ahıskalıların düğün konvoyunun yerli halk tarafından arabalarına kaza yapılarak durdurulmuş olduğunu, bunun üzerine bölgeye gelen polislerin zarar görenleri şikayet etmemeleri için ikna etmeye çalıştığı, insanları şikayet etmeme konusunda tehdit edilmiş olduğunu aktarmıştır. Benzer bir durumu, sempozyumda konuşmacı olan Anadolu Ajansının Kırgızistan temsilcisi Nezir Alivey’de bahsetmiştir. Aliyev, Kırgızistan’daki ikinci darbe günlerinde Mayevka bölgesinde yaşanan olaylarda suç üstü yakalananların bile halktan şikayetler geri alınarak salıverilmiş olduğunu görüntülü kanıtlarla anlatmıştır.

Gürcistanlı konuşmacı Prof. Dr. Roin Kavrelişvili’nin konuşmalarında dikkatimizi çeken ve eleştiriye sebep olan cümleleri mevcuttur. Roin, 1958’de Orta Asya’dan Azerbaycan’a yapılan göçü “Pasaportlarında Azerbaycanlı yazanlar Azerbaycan’a yerleşti” cümlesiyle açıklaması sanki pasaportlarında Azerbaycanlı yazılı olduğu için onlar Azerbaycan’a kendi vatanlarına göç etmişler, bugünde ne niyetse Gürcistan’a göç etmeye karar vermişler anlamı çıkmaktadır. Roin’in bu cümlesinden Azerbaycanlıysanız göç ettiğiniz yerde yaşayın dediğini duyar gibi oluyoruz.

Bilindiği gibi Sovyetlerde pasaport kanunundan önce soyadı diye bir şey mevcut değildi, 1936’da Stalin’in direktifleri ile Güney Kafkasya’da yaşayan Türkler için türetilmiş bir etnik tanımlamadır. Nitekim pasaport kanununda bir kısmına Türk yazılırken, bir kısmına Azerbaycanlı yazılmış fakat daha sonra bundan da vazgeçilerek gürcü soyadları verilmeye çalışılmıştır.

Yani kısaca bu Sovyetlerin Sosyal mühendislik çalışmasıdır. Ahıskalıların, bir kısmının Türk, Bir kısmının Azerbaycanlı, diğer bir kısmının da milliyeti belirsiz fakat Gürcü soyadlı yapılması onların farklı etnisiteler olduğu anlamına gelmez. Diğer taraftan Roin, 2009- 2011 yıllarında vatana dönüş için müracaat konusunda acele edilmediğinden bahsetmiştir. Yapılan eleştirilerde acele edip müracaat edenlerin akibeti sorulmuş, diğer taraftan aynı oturumda konuşan Azerbaycan Ahıska Türkleri vatan Cemiyeti Başkanı, İbrahim Mamedov, yanında getirdiği belgeleri göstererek her bir kişi için 21 adet belgenin toplanıp, onların tercüme edilmesi gerektiğini anlatarak bunun birkaç yer değiştiren bit toplum için kolay bir şey olmadığını, Gürcistan’ın zamanı kısa, şartları özellikle zorlaştırarak müracaatların kısıtlı kalmasını sağlamış olduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan kabul edilen müracaatlara da halen cevap verilmemiş, 2012 yılında göçün tamamlanması gerekirken halen bir kişi bile göç ettirilmemişken acele edilmediğinden bahsetmenin haksızlık olduğu dile getirilmiştir. Birkaç konuşmacı gibi Roin’de Ahıska Türklerinin geri dönmeleri sonrası bölgede Ermenilerle çatışma çıkabileceğini iddia etmiştir.

Gürcistan’ın toprak bütünlüğü konusunun tehlikeye girebileceğinden bahsetmiş,  Abhazya Ve Güney Osetya çatışmaları dolayısıyla evlerinden edilmiş insanların geri dönmeleri sağlanmadan Ahıska Türklerinin göçünün ekonomik olarak mümkün olamayacağını dile getirmiş, diğer taraftan 210 bin kişinin yaşadığı Samtskhe-Cavakheti bölgesinde Ahıska Türklerinin göç ettirilip yerleştirilebileceği yer olmadığını söylemiştir. Dolayısıyla göç olacaksa Gürcistan’ın geneline yapılması gerektiğinden bahsetmiştir. Dr. Seyfettin Buntürk yer yok iddiasına cevap vermiş ve 1988’de bölgede araştırma yapıldığını ve 84 köyün boş olduğunu buna da 54 bin insanın rahat bir şekilde yerleştirilebileceğini ileri sürmüştür.

Doç. Dr. Ahmet Ali Arslan, Ahıskalıların vatanlarına dönmelerine üç ülkenin karşı çıktığını, bunların ABD- Gürcistan ve Türkiye olduğunu iddia etmiştir. Bu ülkelerin bir anlaşma imzalayarak Ahıska Türklerinin göçünü engellediğini ileri sürmüştür.  O, Fosil kaynakların batıya güvenli şekilde taşınması için nakil hattı üzerinde bulunan Ahıska’ya Ahıskalıların dönmesini istememiş olduklarından bahsetmiştir.

Fakat Ahıska Türklerinin bu hattın güvenliğine ne gibi tehdit ve tehlike oluşturacakları konusunda her hangi bir açıklama yapmamıştır. Jevaheti Ermenilerinin ayaklanma çıkartacağını Rusların da bunlara yardım edeceğini ileri sürmüştür. Javaheti Ermenilerinin ayaklanma çıkartacağı konusunu Ahıskalıların bölgeye geri döneceğine bağlayarak açıklamış ve Ahıskalıları iki Hıristiyan halkın arasına terk edilmemesi gerektiği belirtmiştir.

USGAM’IN ANALİZİ

Takip ettiğimiz oturumlarda Ahıska Türklerinin geri dönüş mücadelesinin hukuki yolları konusunda bildiri sunulmadığı görülmüştür. Kırgızistan Ahıska Türkleri Cemiyet Başkanı Rashad Şamilov’un belirtmiş olduğu gibi Sovyet döneminde hukuk fakültelerine giremeye müsaade edilmemiş olduğu için sorunlarımızın hukuki açıdan değerlendirmesini yapma konusunda çok geç kalmış bulunmaktayız. Biz Gürcistan’ın Avrupa Konseyine verdiği taahhütlerin yerine getirilmediği, dolayısıyla da alternatif olarak hukuki mücadelenin başlatılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bunun için arşivlerden eski kayıtların çıkarılması gerekmektedir. Buntürk, 6279 kararında yapılan sürgünün gün-gün kaydının tutulmuş olduğunu hatta firar eden 13 kişinin bile isimlerin yazılmış olduğunu, dolayısıyla da sürgün edilenlerle ilgili bütün bilgilerin kaydının arşivlerde olması gerektiğini düşünebiliriz. Diğer taraftan ellerinde sürgün öncesine ait bir sürü belgesi olan Ahıskalının olduğunu bilmekteyiz. Bölgede sürgün öncesi kolhoz sistemine geçilirken yapılan kamulaştırmalarda protokoller tutulduğu, anlaşmalar yapıldığı, Sovyetlerde köylerde bile her şeyin kaydı olduğunu düşünürsek ne kadar haklı olduğumuz anlaşılabilir.

Diğer taraftan bizim bildirimizde de belirtmiş olduğumuz gibi Gürcistan’ın toprak bütünlüğü korumak, Ermenililerle çıkacak çatışmayı engellemek için Ahıska Türklerinin bölgeye göç ettirilmemesini gerektiğini iddia etmek doğru bir tez değildir. Javaheti Ermenileri bölgedeki varlıklarını Rus devletlerine borçludurlar. Dolayısıyla bölgedeki Rus çıkarları ile Ermeni çıkarları örtüşmektedir. Ruslar istedikleri zaman Ermenileri harekete geçirip bölgede etnik huzursuzluk çıkarabilirler. Zaten 1990’dan itibaren Ahılkelek’teki Ermenilerin zaman-zaman ayaklanma çıkardıkları görülmüştür. Bu bölge Prof. Dr. Elman Nesirov’un da belirtmiş olduğu gibi ikinci Dağlık Karabağ olarak görülebilir. Kırım’ın bağımsızlık ilanı ve ardından Rusya ile birleşmesinden sonra Javaheti Ermenlerinin Rusya pasaportu almak için Tiflis’teki konsolosluğa hücum ettiklerini düşünürsek, yarın Rusya’nın desteğini alan Javaheti Ermenilerinin bağımsızlık ilan etmemeleri önünde hiçbir garanti yoktur.

Nesirov’un sempozyumda aktardığına göre Rus siyasetçi Jrinovski Dağlık Karabağ’ın Rusya’ya bağlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Yani artık dile getirilmeye başlanmıştır. Yani bize göre bir çatışma, bir ayrışma hareketi olması için Ahıskalıların bölgeye gitmesine gerek yoktur, bunu istedikleri zaman yapabilirler ki yapıyorlar da. Mesele Gürcistan’ın böyle bir durumda Rusya’nın jeopolitik hamlelerine karşı ne ile karşılık vereceği konusudur. Bir ayrışma hareketi olduğunda Ermenileri kiminle dengeleyecek. Kırım örneğinde gördüğümüz gibi Ukrayna bağımsız olduktan sonra Tararların tamamına vatanlarına geri dönüş izni vermemiş, kısıtlamalar getirmiş ama sonuç olarak Ruslar geri kalanın toplamından fazla oldukları için bağımsızlık ilan etmişlerdir.

Eğer Ukrayna tatarların tamamına geri dönüş izni verselerdi bugün bir denge söz konusu olabilir ve Kırım Ukrayna’da kalabilirdi.  Sonuç olarak Gürcistan kimin tehdit olduğunu iyi belirlemesi, Ermeni tezleriyle hareket etmemesi gerekmekte ve Ahıska Türklerinin vatanlarına dönüşüne koşulsuz, kısıtlamasız izin vermelidir. Diğer taraftan Uluslararası Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti başkan Vekili Fuad Pepinov’un da belirtmiş olduğu gibi, bizde Gürcistan’a ne gibi garantiler verebiliriz, oluşmuş yersiz korkuları nasıl silebiliriz onun üzerinde durmalıyız.

Ahıska Türklerinin geri dönüşü kesinlikle Gürcistan’ın çıkarına olacaktır.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Ahıska Türklerinin Hukuki ve Sosyal Sorunları

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir